AGİT DE

atet

1992 yılında Azerbaycan bu nüfuzlu örgüte üye oldu ve 30 Ocak Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansına üye olan  Azerbaycan 8 Temmuzda AGİK’in Helsinki’de yapılan zirve toplantısında örgüt belgelerini imzaladı. 1992 yılı şubat ayında AGİK’in ilk misyonu Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasına dair rapor hazırlamak için  Azerbaycan’a geldi. Şubat ayında misyonun raportörü kurumun Yüksek Yetkili Şahıslar Komitesinin  (YYŞK) Prag’da düzenlenen toplantıda rapor sundu. Raporda Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü içinde yer aldığı onaylandı. Komite çatışmanın barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini beyan etti. 1992 yılı mart ayında AGİK temsilcileri ikinci defa bölgeye sefer ettiler ve bu defa YYŞK’nın toplantısında ilgili rapor sunuldu ve komite yeniden tarafları Dağlık Karabağ’la ilgili barış konferansının yapılması için ortam oluşturma çağrısında bulunmakla yetindi.

24 Martta AGİK Dışişleri Bakanları Konseyi durumu müzakere ederek çatışmanın  barış yoluyla çözülmesini sağlamak amacıyla Yüksek Yetkili Şahıslar Komitesinin  referansıyla Dağlık Karabağ’la ilgili barış konferansının çağrılmasını kabul etti. Böylelikle Minsk süreci başlatılmış oldu. 1994 yılı aralık ayında Budapeşte’de AGİK üye ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları zirvesi yapıldı.  Zirvenin en önemli olaylarından biri de AGİK’in örgütsel olarak yenilenmesi ve faaliyetinin genişlendirilmesi  amacıyla kurumun adının 1 Ocak 1995 yılından itibaren  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı adlandırılması oldu. Zirveye katılanlar Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasını da müzakere ederek bu konuda kabul edilmiş belgelerde ilgili bölümün yer almasını istediler.  Bu bölüm “Dağlık Karabağ Çatışmasıyla İlgili AGİK Faaliyetinin Yoğunlaştırılması” adlandırıldı. Bu bölümde taraflar arasında ateşkes takdir edilirken AGİK Başkanına da Minsk Konferansı eşbaşkanlarının atanması  görevi verildi. Belgede çatışmanın çözümü için  barış güçlerinin gönderilmesi zarureti de yer almıştır.

AGİK’in zirve toplantısında Minsk Konferansına Minsk Grubunun yardımıyla ateşkesin davam ettirilmesi ve barış anlaşmasının imzalanması yönünde  gerekli önlemlerin alınması için  çabalarını artırmaları tavsiyesinde  bulunulmuştur. Burada barış anlaşmasının imzalanmasından sonra çatışma bölgesine çokuluslu barış güçlerinin gönderilmesi de öngörülmüştür.

Budapeşte Zirvesinin sonuçlarından biri Minsk Grubunda eşbaşkanlık kurumunun oluşturulması oldu. Barış güçlerinin değişik devletlerin askeri güçlerinden oluşmasına dair karar Rusya’nın tek başına kuvvet kullanmak istemesini önledi. O dönemde Moskova barış güçlerinin Rus Ordusundan oluşmasına çalışıyordu. 1996 yılı aralık ayında Lizbon’da düzenlenmiş AGİT ülkeleri devlet ve hükümet başkanları zirvesinde üç önemli belge (AGİT üye ülkelerinin Lizbon Bildirgesi, 21. yüzyıl Avrupa için ortak ve kapsayıcı güvenlik modeline dair bildirge ve  Avrupa’daki konvansiyonel  kuvvetlerin sınırlandırılması sürecinin parametreleri ve kapsam alanına ilişkin belge) kabul edilecekti. Fakat zirve bildirgesinde  yer alan hükümlerden biri – Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünü içeren  20. maddeye Ermenistan tarafı itiraz etmiştir. Ermenistan söz konusu maddeye veto uygulamıştır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ise söz konusu maddenin beyanatın metninden çıkarılmasına itirazda bulunarak zirvenin  tüm belgelerine veto uygulayacağını ifade etmiştir. Görüşmeler sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanını bu tutumundan vazgeçirmek mümkün olmadı ve Azerbaycan zirvenin tüm belgelerine veto uyguladı. Bu ise Lizbon Zirvesinin sonuçsuz kalacağı anlamına geliyordu. 20. madde Dağlık Karabağ çatışmasının üç ilkeye dayalı bir şekilde çözümünü öngörmüştür: Azerbaycan ve Ermenistan’ın toprak bütünlüğü, Dağlık Karabağ’a Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içinde kendi kaderini belirleme hukukuna dayanarak özerklik ve özyönetim statüsünün verilmesi ve Dağlık Karabağ’ın tüm ahalisinin güvenliğinin sağlanması. Söz konusu ilkeler AGİT Minsk Grubunun 1996 yılı kasım ayında Helsinki’de yapılan toplantısında çatışmanın çözüm formulü olarak kabul edilmiştir.

Uzun ve gergin müzakereler sonucunda 20. maddede yer alan ilkelerin AGİT Başkanının özel bildirisinde yer alması konusunda anlaşma sağlandı. Bildiride şu ifadeler yer almıştır: “Minsk Grubunun başkanları Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünü oluşturacak 3 ilke önermişler. Bu ilkeleri Minsk Grubu üyesi olan tüm ülkeler savunmaktadırlar. Onlar aşağıdakilerdir:

– Ermenistan Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyetinin toprak bütünlüğü;

– Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan sınırları içinde kendi kaderini belirlemeye dayalı bir anlaşmayla belirlenecek en üst düzey  özyönetim hakkını sağlayacak bir hukuki statü;

–  Sorunun çözümüne uyulmasını sağlamak için tüm tarafların karşılıklı yükümlülükleri dahil Dağlık Karabağ’ın ve ahalisinin güvenliği”.

Bununla birlikte AGİT üyelerinin tümü, Ermenistan hariç, çatışmanın sadece Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın sınırları içinde kalması ve Dağlık Karabağ ahalisinin (buraya bölgede yaşayan Azerbaycanlılar da dahildir) güvenliğinin sağlanması şartları dahilinde mümkün olacağını onayladılar. Ermenistan ise ilk kez bu zirvede uluslararası  kamuoyunun ciddi tepkisiyle karşılaştı ve dışlanmış duruma düştü.

1999 yılı de AGİT İstanbul Zirvesinde Azerbaycan adil tutumunu dünyaya  beyan etmek için  önemli adımlar attı.

İstanbul Zirvesinde kabul olunmuş bildirgenin 20. ve 21. maddelerinde Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasından bahsedilmektedir ve burada barış sürecinin devam ettirilmesinin gerekliliği kesin şekilde ifade edilmiştir. AGİT Avrupa’da barışın korunmasına ve devletlerarası işbirliğinin genişletilmesine hizmet eden bir örgüt olarak  Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının çözümünde arabuluculuk misyonunu üstlense de hala kesin bir adım atmamıştır.  AGİT’in, bu çatışmanın çözümünü hızlandırmak için somut bir mekanizmaya sahip olmaması bu durumun ortaya çıkmasında etkilidir. Buna rağmen sorunun çözümünde belli bir rol üstlenirken  işgalci devlete baskı yapmak için uluslararası kamuoyunun dikkatini bu sürece çekmek olanaklarına sahiptir. AGİT uluslararası hukuktan doğan 10 güvenlik ilkesi belirlemiştir. Bunların tümü Ermenistan tarafından ihlal edilmiştir. Bu ilkeler aşağıdakilerdir:

  1. Egemenliğe saygı;
  2. Silahlı güç kullanmama;
  3. Sınırların dokunulmazlığı;
  4. Devletlerin toprak bütünlüğü;
  5. Uyuşmazlıkların barışçıl çözümü;
  6. İçişlerine karışmamak;
  7. İnsan hak ve özgürlüklerine saygı göstermek;
  8. Ulusların eşitliği ve kendi kaderini belirleme hukukuna saygı göstermek;
  9. Devletler arasında işbirliği;
  10. Uluslararası hukuktan ileri gelen yükümlülüklerin vicdanla yerine getirilmesi.

Ermenistan Azerbaycan’a karşı işgal politikasına devam ederken bu ilkeleri de görmezden gelmiştir.

BM de

bmt

Ermenistan-Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ çatışması başladıktan sonra uzun müddet bu problem uluslararası toplumun dikkatini çekmedi. Bu öncelikle çatışmanın başladığı ilk aşamada dünya kamuoyu bu çatışmanın ortadan kaldırılmasında pek istekli olmamasından kaynaklanmıştır. Çünkü bu sorun SSCB’nin dağılma sürecini hızlandıran çok sayıda faktörlerden biriydi. Bu sorunun ortadan kaldırılması Sovyetler Birliğinin dahilinde meydana gelen yıkıcı olayları engelleyebilirdi.

Ermeniler hala çatışma başlamadan önce dünya kamuoyunun desteğini almak için kampanya başlatmışlardır. Burada Ermeni lobisinin olanakları da geniş şekilde  kullanılmaktaydı. Bu gün dünyada gelişen siyasi ve ekonomik olayları doğrudan kontrol altına alma gücüne sahip ABD Kongresi ile Ermeni lobisi arasında çok sıcak ilişkiler vardır. Aynı durum Fransa Senatosu için de geçerlidir.

1992 yılında Ermeni silahlı güçleri Azerbaycan topraklarını işgal etmek için askeri operasyonlarını yeteri kadar genişletmişlerdir. Fakat hiçbir uluslararası örgüt uluslararası hukuk normlarını açık şekilde ihlal eden bu eylemleri objektif şekilde değerlendirmedi.  Değişik dönemlerde BM’nin, AGİT’in, Avrupa Birliğinin bu konuda değişik kararları bildirileri yayınlanmışsa da söz konusu belgeler çatışmanın gerçek nedenlerini doğru şekilde değerlendirmemiş,  saldırganla saldırıya uğramış taraf arasında hiçbir ayrım yapılmamıştır.

1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyeti bu konuda tüm uluslararası örgütlere, ayrıca BM’ye müracaat etti. Bu müracaatta  ülkenin temel stratejisinin demokrasi, özgürlük ve eşitlik olduğu vurgulanırken BM’ye üye olmak arzusu ifade olunmuştur. 1992 yılı mart ayında Azerbaycan BM üyeliğine kabul edildi. Aynı yılın mart ayında New York’ta Azerbaycan’ın BM’de  Daimi Temsilciliği açıldı. Bundan sonra Azerbaycan BM’ye başvuruda bulunarak Ermenistan’ın tecavüzkar politikasına karşı BM’nin tutumunu bildirmesini ve bu ülkenin işgal eylemlerinin durdurulmasını talep etti. BM’den bir heyet bölgeye sefer etti ve bu konuda BM Genel Sekreterine gereken bilgileri verdi. BM Genel Sekreteri çatışmanın çözümünde AGİK’in (1995 yılı ocak ayından itibaren AGİT) çabalarını desteklediğini ve bu   örgüte yardım etmeye hazır olduğunu açıkladı. Bu gelişme uluslararası camianın soruna ilişkin kayıtsız kalmasının ilk emareleriydi.

1992 yılında Şuşa’nın işgalinden sonra Azerbaycan yeniden BM’ye başvuruda bulundu. 12 Mayısta BM Güvenlik Konseyi Dağlık Karabağ sorununu müzakere ederek bir bildiri vermekle yetindi. Bildiri Güvenlik Konseyi Başkanı adına yayınlandı. Bildiride Dağlık Karabağ’da durumun kötüleşmesinden duyulan rahatsızlık ifade olunurken mecburi göçmenlere derhal yardım yapılması  gerektiği ifade edilmiştir.  Belgede ilgili tarafların şiddetten uzak durmaları  ve BM Tüzüğünün hükümlerine uyulması gerektiği vurgulanmıştır. BM Güvenlik Konseyinin tek olumlu adımı Azerbaycan’ın BM’deki Daimi Temsilciliğinin Güvenlik Konseyi Başkanına mektubunun GK’nın resmi belgesi olarak yayınlaması oldu.  Bu mektupta Ermenistan’ın askeri operasyonları egemen devletin toprak bütünlüğünü ihlal etme çabası olarak değerlendirilmiştir.

Şüphesiz ki Ermenistan tarafı da karşıt adımlar atmaya çalışıyordu.  Nitekim  1992 yılı ağustos  ayında Ermenistan’ın başvurusu üzerine BM Güvenlik Konseyi yeniden toplandı ve GK adına yeni bildiri yayınlandı. Bu belgede tarafların ateşkesi ilan etmeleri gerektiği ve durumun BM’nin durumdan endişelendiği ifade edilmiştir.

1992 yılı ekim ayında BM Güvenlik Konseyi Başkanı yine bir bildiri yayınladı. Fakat bu belge içeriği ve siyasi mahiyeti itibariyle öncekilerden farklı değildir.  Burada da durumun gerginleşmesinden, ayrıca çok sayıda insanın ölmesinden duyulan endişe ifade edilmiştir. Belgede sorunun çözümüyle ilgili AGİK’in  faaliyeti desteklenmiştir. Güvenlik Konseyi sorunun çözümü için görüşmelerin derhal başlatılması gerektiğini ifade ederek tarafları sonut adımlar atmaya davet etmekteydi.

1993 yılda Azerbaycan’ın daha bir ilçesi – Kelbecer Ermeniler tarafından işgal edildi. Azerbaycan BM’ye müracaat ederek saldırganın eylemleri konusunda görüş bildirmesini talep etti. 6 Nisanda   BM Güvenlik Konseyi Başkanı bir bildiri yayınladı. Bildiride Ermenistan’la Azerbaycan arasında gerginliğin artmasından ve “yerli Ermeni güçlerinin” Kelbecer ilçesine müdahalesinden duyduğu endişe dile getirilmiştir. Bildiride ayrıca bütün devletlerin toprak bütünlüğünün dokunulmazlı ilkesinin bir daha onaylandığı ve yine de AGİK çerçevesinde barış sürecinin ilerlemesini sağlamak için tarafların gereken adımları atması gerektiği vurgulanmıştır.  Fakat bu bildiri da sorunu düzgün değerlendirmedi. Bu belgede Ermenistan’ın işgal politikası konusu yer almamış ve Kelbecer’in güya “yerli Ermeniler” tarafından işgal edildiği vurgulanmıştır. Bu bildiri Ermenistan’ın takdim ettiği bilgiler doğrultusunda hazırlanmıştır. Ermenistan Kelbecer’in işgalinde yer aldığına dair Azerbaycan’ın ortaya koyduğu delilleri tekzip ederek  ilçenin işgalinin “yerli Ermeniler” tarafından gerçekleştiğini ispatlamağa çalışmıştır. Aynı yıl nisan ayının 30’unda BM Güvenlik Konseyinin Ermenistan-Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ çatışmasına dair ilk kararı aldı. “BM Güvenlik Konseyinin 822 No’lu Kararı” adlı bu belge Güvenlik Konseyi Başkanının  29 Ocak 1993 yılında yayınladığı bildiri doğrultusunda hazırlanmıştır.   Kararda bölgede istikrarın ve asayişin tehdit altında olduğu vurgulanırken mecburi göçmenlerin sayının artmasından duyulan endişe ifade edilmiş ve Kelbecer ilçesinde meydana gelmiş olağanüstü durumun doğurduğu sorunların aradan kaldırılması gerektiği ifade edilmiştir.

BM GK kalıcı bir ateşkesin sağlanması için işgalci eylemlere son verilmesi çağırışını yaparak işgal güçlerinin Kelbecer’den ve Azerbaycan’ın işgal altındaki diğer bölgelerinden çıkarılmasını istemekteydi: “1. Kalıcı bir ateşkesin sağlanması amacıyla tüm askeri operasyonların ve düşmanca faaliyetlerin derhal durdurulmasını, ayrıca tüm işgal güçlerinin  Kelbecer ilçesinden ve Azerbaycan’ın son dönemde işgal edilmiş diğer ilçelerinden derhal çıkarılmasını istemektedir; 2. Bu konuda ilgili tarafları çatışmayı AGİK Minsk Grubunun barış süreci çerçevesinde çözmek amacıyla derhal görüşmelerin yeniden başlatılması ve sorunun barışçıl yollarla çözülmesi amacıyla görüşmelerin derhal ve yeniden başlatmayı ve sorunun barışçıl yoldan çözümünü engelleyecek her türlü eylemden geri durmayı ısrarla talep etmektedir.”   Fakat bu karar da aslında bölgede barışı sağlamak gücünde değildir. Belgede Azerbaycan topraklarının işgali vurgulansa da bunun kim tarafından işgal edildiği belirtilmemiş ve askeri operasyonların güya “yerli Ermeniler” tarafından gerçekleştirildiği vurgulanmıştır. Böyle bir yaklaşım saldırgan tarafın belirlenmesi ve çatışmanın çözüm yollarının aranması açısından olumsuz  bir gelişme idi.

23 Temmuz 1993 yılında Ermenistan silahlı kuvvetleri Azerbaycan’ın Ağdam ilçesini işgal etti. Bu gelişme artık Ermenistan’ın BM kararlarını görmezden geldiğinin bir göstergesiydi. Temmuz ayı sonlarında BM Güvenlik Konseyi toplandı ve Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasına dair 853 No’lu karar kabul edildi. Bu kararda de işgalci güçlerin Azerbaycan’ın Ağdam ilçesi dahil diğer  işgal edilmiş topraklardan çıkarılması istenmekteydi. BM Güvenlik Konseyinin 853 No’lu kararı genel olarak bazı özelliklerine göre 822 No’lu karardan daha da objektif görünse de, burada da işgalci konusunda açık bir ifade yer almamıştır. Nitekim  Güvenlik Konseyi saldırgan devletin adını vurgulamazken sadece “yerli Ermeniler” ifadesiyle yetinmiştir. Oysa saldırganın kim olduğu herkese belliydi ve sadece resmen ifade edilmesi gerekiyordu. BM Güvenlik Konseyi ise bu adımı atmadı.

1993 yılı ağustos ayında Ermenistan Azerbaycan’ın Fuzuli ilçesini işgal etmek amacıyla askeri operasyonları hızlandırdıktan sonra BM Güvenlik Konseyi Başkanı yeni bir bildiri yayınladı. Söz konusu bildiride Azerbaycan topraklarının işgali olgusu  doğrulanırken Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olduğu vurgulanmış ve bölgedeki durumla ilgili endişeler dile getirilmiştir. Belgede BM Güvenlik Konseyinin sorunun AGİK çerçevesinde çözümünden yana olduğu ve aynı zamanda bu çatışmanın ortadan kaldırılması için  tarafların gereken adımları atması gerektiği vurgulanmıştır.

Bildiride BM GK’nin 822 ve 853 No’lu kararlarının uygulanmasına dair “ivedi önlemler programı”nın netleştirilmiş versiyonunun çatışma taraflarınca kabul etmek gerektiği de bu belgede yer almıştır. Fakat bu bildiri da önceki belgelerden bir o kadar da farklı değildir. Çünkü burada Ermenistan’ın işgalci taraf olduğu belirtilmezken, çatışma Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermenilerle Azerbaycan arasındaki bir sorun olarak gösterilmiştir.

Bu belirsiz yaklaşım Ermenistan’ın işgal eylemlerinin genişlendirmesi için elverişli ortam oluşturmaktaydı. Ermeniler uluslararası kamuoyunun olayları objektif değerlendirmemesinden  yararlanarak yeni işgal eylemlerini gerçekleştirmekteydiler.  Böylelikle Füzuli ve Cebrayıl ilçeleri de işgal olundu. 1993 yılı ağustos ayında ateşkes anlaşmasına rağmen Ermeniler Kubadlı ilçesini de işgal etmişlerdir. Azerbaycan bu defa da BM Güvenlik Konseyine başvuruda bulunmak zorunda kaldı. Bu başvuruda Azerbaycan’ın Minsk Grubu tarafından hazırlanmış “Acil Önlemler Programı”yla  razı olmadığı da yer almıştır. 14 Ekim 1993 yılında BM Güvenlik Konseyi yeniden Dağlık Karabağ sorununu müzakere ederek 874 No’lu karar kabul etti. Bu kararda Minsk Grubu tarafından hazırlanmış ” Acil Önlemlerin Yenilenmiş Programı” takdir edilerek çatışmanın bu plan doğrultusunda çözülmesinin mümkün olacağı ifade edilmiştir.

Mahiyet itibariyle bu karar da öncekilerden pek farklı değildir. Burada da Ermenistan’la Azerbaycan arasında yaranmış gerginlikten, savaş bölgesinde askeri operasyonların yeniden güçlenmesinden, çok sayıda insani kayıplardan ve Azerbaycan topraklarının işgal edilmesinden duyulan endişe ifade edilirken çatışmanın ortadan kaldırılması yönünde AGİK’in çabaları desteklenir, devletlerin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı bir daha vurgulanmıştır. Fakat tüm bunlarla birlikte yine de saldırganla saldırıya maruz kalmış  tarafların adları belirtilmemiş, bu çatışma sadece Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenileriyle Azerbaycan arasındaki bir sorun  olarak değerlendirilmiştir. Diğer taraftan, ilginçtir ki 874 No’lu kararda Azerbaycan’ın son dönemde işgal edilmiş bölgelerine ilişkin hiçbir şeyden bahsedilmemekteydi. Oysa önceki kararlarda işgal edilmiş bölgelerin adları belirtilmiştir.

1993 yılı ekim ayında Ermenistan’ın uluslararası örgütlerin kabul ettiği belgeleri görmezden geldiği açık şekilde görülmekteydi. AGİK Başkanının bölgede sefer ettiği bir dönemde Ermenistan silahlı kuvvetleri Azerbaycan’ın Zengilan ilçesini işgal etti. Bu olay uluslararası camianın çatışmayı objektif şekilde değerlendirmemesinin tekrar bir sonucu olarak ortaya çıktı.

11 Kasım 1993 yılında BM Güvenlik Konseyi Azerbaycan’ın başvurusu doğrultusunda durumu yeniden müzakere ederek 884 No’lu karar kabul etti. Bu kararda Azerbaycan’ın Horadiz kasabasının ve Zengilan ilçesinin işgalinden duyulan rahatsızlık ifade edilirken işgal güçlerinin bu topraklardan çıkarılması istenmekteydi. Bu karar da hiçbir şekilde uygulanmadı. Söz konusu belge BM GK’nin önceki kararlarından farklı değildi. Bu kararların hiçbirisi BM’nin Tüzüğünden ileri gelen hükümleri içermemekteydi. BM’nin kabul ettiği belgelerde uluslararası hukukun önemli ilkeleri görmezden gelinmiş ve saldırganın cezalandırılması için  her hangi bir mekanizma öngörülmemiştir. Oysa çatışmaların çözümünde belli tecrübeye sahip bu kurum Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı işgal politikasını sona erdirmek ve bölgede gerçek ve kalıcı barışın sağlanması için geniş potansiyele sahipti.

Avrupa Birliğinde

avropa

Avrupa Birliği ile Azerbaycan arasında işbirliğinin tarihi 1993 yılından başlar. Aynı yılın şubat ayında bu örgütle Azerbaycan arasında ilişkiler kurulmuştur.  7 Nisan 1993 yılında AB Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ çatışmasıyla ilgili bildiri yayınlamıştır. Bu bildiride kuruma üye olan ülkeler çatışmanın derinleşmesinden endişe duyduklarını, Kelbecer ve Füzuli ilçelerinde operasyonların genişlemesinden  üzüntü duyduklarını ifade etmişlerdir. Fakat bu bildiride Ermenistan tarafından Azerbaycan’ın topraklarının işgali konusuna dair her hangi bir tutum sergilenmemiş ve çatışmanın gerçek nedenleri belirtilmemiştir.  AB daha çok “tarafsız” bir tutum sergileyerek saldırganın kim olduğunu ifade etmemeye  çalışmıştır.

Aynı yılın eylül ayında Ermenistan’ın işgal kuvvetleri yeni operasyonlar düzenlerken AB yeni bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı. Bu belgede Ermenilerin Azerbaycan’a karşı saldırıları kınanırken  mültecilerin sayısının gittikçe artmasından duyulan rahatsızlık da ifade edilmiştir. AB AGİK Minsk Grubunun bölgede barışın sağlanmasına ilişkin çabalarını destekleyerek taraflara, bu sürecin gerçekleşmesi için elverişli ortam oluşturma talebinde bulunmuştur. Bu kurum her iki taraftan BM kararlarına saygılı olmalarını, Kelbecer, Ağdam, Füzuli, Cebrayıl ilçelerinden orduların çıkarılmasını istiyordu. Bunun dışında bildiride  Azerbaycan topraklarını işgal eden yerel Ermeni güçlerine Ermenistan’dan destek verilmemesi isteniyordu.  Fakat bu belge birçok açıdan kusurluydu. Çünkü Azerbaycan topraklarının işgal eylemi yerel Ermeniler değil, Ermenistan ordusu tarafından gerçekleştirilmekteydi.

Belgede şu hususlar vurgulanmıştır: “Birlik ve üye devletler geçici olarak ateşin durdurulmasını (31 Ağustos 1993 yılı Dağlık Karabağ’ın yönetim organlarıyla Azerbaycan hükümeti arasında bu konuda karar kabul edilmiştir) sağlamlaştırmak için  AGİK çerçevesinde Minsk Grubunun gösterdiği çabalarıyla tam şekilde destekler. Onlar her iki tarafı iki taraflı diyalogun ilaveten her hangi şekilde başlamağa davet eder. Böyle bir diyalog haziran ayı sonlarında bütün tarafların ilkesel anlaşmaya vardıkları programın uygulanması ihtimalini güçlendirecektir.  Birlik ve üye devletler, ayrıca Dağlık Karabağ’da yerel Ermeni güçlerinin BM GK’nin 822 ve 853 No’lu kararlarına saygı göstermesini istemişlerdir. Onlar Kelbecer, Ağdam, Füzuli ve Cebrayıl ilçelerinden orduların çıkarılması istemektedirler. Birlik ve üye devletlerin elinde Azerbaycan’ın söz konusu bölgelerden saldırı hazırlığı kabiliyetine sahip olduklarına dair deliller bulunmamaktadır.”

Görüldüğü gibi belgede çatışmanın  mahiyetine ilişkin her hangi somut bilgi yer almamaktadır. Bunun yanı sıra AB saldırgan devletin kim olduğunu belirtmemiştir. 9 Kasım 1993 yılında AB Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasına dair yeni bir bildiri kabul etti ve bu belge de önceki belgelerden farklı değildir. Örgüt, çatışmaların  yoğunlaşmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken ve mültecilerin sayısının artmasıyla bölgede gerginliğin de artıracağını vurguluyordu.

Genel olarak, Avrupa Birliyi çatışmayla yakından ilgilenmemiş ve bu sürece dair kesin tutum sergilememiştir.  Çünkü çatışmaların çözümü konusu AB’nin faaliyet stratejisine dahil değildir. Aynı zamanda şunu da dikkate almak gerekir ki ilk dönemde örgüt, genel olarak Güney Kafkasya’daki gelişmeleri az ilgi göstermiştir.  AB sadece iktisadi örgüt olarak öngörüldüğü için siyasi konularda, ayrıca çatışma konularda tedbirli davranmayı tercih etmiştir.  Bununla birlikte, AB’nin Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasıyla ilgili tutumunu yansıtan önemli gelişmelerden biri 2003 yılında gerçekleşmiştir. Örgüt, çatışmanın çözümü için ulaşım hatlarının açılması karşılığında Azerbaycan’ın işgal edilmiş ilçelerinden beşinin geri verilmesini önerdi. Bu öneri uzun müddet müzakere edildi ve bu gün de güncelliğini korumaktadır. AB’nin gerek bölgede ilişkileri geliştirmek gerekse Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasının çözülmesinde aktif rol alma niyeti yeteri kadar ciddileşti.  Bu gelişme barış sürecinin daha geniş alana taşındığı ve sorunun uluslararası camiayı da rahatsız ettiğini göstermektedir.

Bütün bunlar bir daha şunu göstermektedir ki değişik dönemlerde Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı saldırı politikasına dair uluslararası örgütler tarafından değişik belgeler, kararlar, bildiriler kabul edilse de hala işgalci Ermenistan devleti bu politikasından geri adım atmış değildir.  Bu, uluslararası birliğin saldırgan devleti hak ettiği şekilde cezalandırmamasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.  Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ çatışmasını çözmek için sadece bir yol vardır: Uluslararası hukukun evrensel ilkelerine bu ülkenin de uymasını sağlamak.