ERMENİSTAN – AZERBAYCAN, DAĞLIK KARABAĞ İHTİLAFI

 

İhtilaf tarihi

Tarihi veriler 19. yüzyıla kadar sadece Karabağ’da değil, Azerbaycan genelinde tek bir Ermeninin yaşamadığını göstermektedir. Ermenilerin bu bölgede yerleşimi her zaman Rus İmparatorluğunun çıkarlarına hizmet etmiştir. 19. yüzyılda Doğu Avrupa’da, özellikle Rusya’da yaşanan olaylar (Rusya-Türkiye, Rusya-İran savaşları) Azerbaycanın kuzey komşusunun bölgedeki konumunun zayıflamasına yol açmaktaydı. Rusya güney sınırında Müslüman ve Türk ülkesinin varlığından da ciddi rahatsızlık duyuyordu. İşte bu yüzden Rusya Kuzey Azerbaycan’da Ermenilerin yerleştirilmesi planının uygulanmasına başladır.

1813 yılı Gülistan ve 1828 yılı Türkmençay anlaşmalarından derhal sonra Ermenilerin Azerbaycan topraklarına göç ettirilmesi daha da hızlandı. Bu dönemde Türkiyeden 86 bin, İran’dan ise 40 bin Ermeni bugünkü Ermenistan sınırları içinde kalan Batı Azerbaycan topraklarına göç ettirildi. Ermeniler ağırlıklı olarak Nahçıvan, İrevan ve Karabağ hanlıkları arazisinde yerleştirildi. Bundan sonra Azerbaycan’ın parçalanması planı gerçekleşmeye başladı ve bu bölgede Ermeni vilayeti kuruldu. Daha sonra, 1846 yılında bu vilayet feshedildi. Buna rağmen Ermenilerin Azerbaycan topraklarında iskanı süreci tarihte olumsuz iz bırakmış oldu.

Ermenilerin Kafkasya’da yerleştirilmesi değişik dönemlerde aşamalı olarak uygulanmıştır geçirilmiştir. Yaklaşık 200 yıl önce Rus Çarı bir miktar Ermeni nüfusun Derbend ve Guba’da meskunlaştırılması konusunda kararname imzalamıştır. “Derbend ve Müskir Ermenilerinin Ayrıcalıkları ve Serbest Dolaşım Hakkına İlişkin” ferman Ermenilere yeteri kadar geniş haklar tanımıştır. Fermanda Ermenilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için uygun topraklara göçürülmelerinin gerekliliği belirtilmiştir. 1723 yılında ise Rus Çarı I. Petro 12 Eylül tarihli anlaşma gereği Bakü, Derbend ve Guba topraklarına Ermenilerin göçettirilmesi için özel alanlar ayrılması konusunda kararname imzalamıştır. 1726 yılında II. Yekaterina Ermenilere özel ayrıcalıklar tanıyan ve onları sahip çıkılması gerektiğini belirten ferman imzalamıştır.

1729 yılında Rus Çarının fermanı ile bir grup Ermeni meliki (küçük çaplı yerel hükümdar) Rusya’ya bağlılıklarını ilan etmişler. 1799 yılında Çar I. Pavel Ermenilerin Gazah topraklarında yerleştirilmesi amacıyla Kartli-Kahetya çarlığına özel talimat vermiştir.

Ermenilerin Azerbaycan topraklarına göçürülmesi sadece ayrı-ayrı fermanlarda ve karanamelerde değil, devletlerarası anlaşmalarda bile yer almıştır. 1828 yılında Rusya ile İran arasında imzalanan Türkmençay barış anlaşmasında bu konuda özel bir madde vardır. Bu madde gereği İran’da yaşayan Ermenilere serbest şekilde Rusya’ya geçebilme hakkı ttranınmıştır. Bu hüküm aslında Ermenilerin Azerbaycan topraklarına göç etmesi için zemin hazırlamıştır. Çünkü “Rusya toprakları” ifadesi İran’a daha yakın olan Azerbaycan torpakları anlamına geliyordu. 1828 – 1829 yılında yaşanan Türk – Rus savaşından sonra Türkiye’deki Ermenilerin Azerbaycan topraklarına göç etdirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın uygulanmasını hızlandırmak amacıyla Rusya’da özel komite oluşturulmuş ve 12 maddeyi kapsayan genel hükümler belirlenmiştir. Petro’nun vasiyetleri doğrultusunda uygulanan bu politikanın öncelikli amacı Azerbaycan’ı etnik açıdan parçalamak ve burada Hristiyan halklarını meskunlaştırmak, böylece dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı tampon bir bölge oluşturmaktı. Böylece Ermeniler yoğun bir şekilde Azerbaycan topraklarına yerleştirmeye başlamıştır. Burada onlar için iyi yaşam koşulları sağlanırken verimli torpaklar da yine Ermenilere tahsis edilmekteydi.

Ünlü Rus istatikçisi İ. Şopen’in hesaplamalarına göre, 19. yüzyılın başlarında sadece İrevan şehirinde 2400 Azerbaycan’lı ailesi, 12 bin Azerbaycan’lı yaşıyordu. Şehir Ruslar tarafından işgal edildikten sonra nüfusun bir kısmının İran’a göçetmesine rağmen, yine de büyük çoğunluk Azerbaycanlılardan ibaret idi. 1829 verilerine göre sadece İrevan şehirinde nüfusun beşte dördü veya % 80’ni Azerbaycanlılar idi. Rus İmparatorluğunda ilk kez yapılan nüfusun sayımına göre, 1897 yılında Batı Azerbaycan’da , yani İrevan bölgesinde 313.178 Azerbaycan’lı yaşamıştır. Fakat birkaç yıl sonra bu rakamlar tamamen değişmiştir.

Ermeniler Azerbaycan topraklarında meskunlaşdıktan sonra kendi devletlerini kurmak için girişimlere başlamışlardır. Bunun sonucunda 1905 – 1906 yılları arasında Azerbaycan’da Ermeniler tarafından toplu soykırım eylemleri gerçekleştirilmiştir. Bu yıllar içinde Ermeniler Bakü’de, Tiflis’te, Erivan’da, Nahçıvan’da, Gence’de, Karabağ’da, Zengezur’da Azerbaycanlıları toplu şekilde yok etmiş, korkunç cinayetler işlemişlerdir. Ermenilerin bu olaylar esnasında Zengezur, Şuşa, Cavanşir ve Cebrayıl bölgelerinde 75 Azerbaycan köyünü tamamen yerle bir etmesi, İrevan ve Gence illerinde ise 200’den fazla iskan birimini dağıttıklarını doğrulamaktadır.

”Başkentten yoksun” Ermenistan cumhuriyet kurulduğu günden Ermeni katilleri nüfusunun çoğu Azerilerden oluşan Loru-Pembek ve Şöreyel bölgelerinde, Zengezur’da, Göyçe’de ve diğer yerlerde toplu katliamlar yapmışlardır. Ermenistan Cumhuriyetinde milliyetçilerin hükümranlık yaptığı 1918 – 1920 yıllarında onlar ”Türksüz Ermenistan” sloganını uygulamağı büyük ölçüde başarmışdılar. Aynı dönemde Azerbaycanlılara karşı yapılan vahşet sonucu bugünkü Ermenistan’da yaşayan 575 bin Azerbaycanlının 565 bini öldürülmüş veya zorla yurtlarından kovularak çıkarlımıştır. Ermenistan’da Sovyet hakimiyeti kurulduktan sonra onlardan sadece 60 bini kendi yurduna geri dönebilmişti.

1918 yılının mart – nisan aylarında Bakü’de, Şamahı’da, Muğan’da, Guba’da, Lenkeran’da Ermeniler tarafından binlerce Azerbaycanlı katledilmiş, on binlerce insan kendi vatanından göç ettirilmişdir. Bu dönemde Ermenilerin Bakü’de ve Şamahı’da gerçekleştirdiği soykırım eylemleri daha vahim olmuştur. Bakü’de 30 bin civarında insan gaddarlık ve acımasızlıkla öldürülmüştür. Şamahı’nın 58 köyü yakıp yıkılmış, 7 bin insan öldürülmüş (onlardan 1653kişi kadın, 965 kişi ise çoçuk idi). Guba kazasında Müslümanların yaşadığı 122 köy yakılıp yıkılmıştır. Karabağ’ın dağlık bölgelerinde 150’den fazla köy yerle bir edilmiştir. Bu köylerde Ermenilerin yaptığı olaylar facianın büyüklüğüne göre dünya tarihinin en acımasız olaylarından idi. Zengezur kazasında aynı yöntemle 115 köyü acımasızca dağıtmış Ermeniler İrevan şehrinde 211, Kars’ta 92 köyü yakmışlardır. Bütün bunlar Azerbaycan’da Ermenilerin meskunlaştırılmasının halkımızın tarihi topraklarının parçalanmasına, Azerbaycanlıların bir millet olarak mahvedilmesine ve bağımsız devlet olarak oluşmasını engellemeye hizmet etmiştir. Ermeniler bu dönemde acımasızca davranmışlardır. Müslüman halkın yaşadıkları yerlerden kovulmasının ve onlara yönelik soykırımların tek amacı Güney Kafkasya’da güçlü bir  Müslüman ve Türk devletinin oluşmasına engellemekti. Gerek Gülistan anlaşması gerekse Türkmençay anlaşması bunu bir daha doğrulamaktadır. Azerbaycan topraklarını etnik bakımdan parçalamak girişimleri ülkenin siyasi ve coğrafi anlamda parçalanmasıyla sonuçlanacaktır. Ne kadar acı olsa da yaşanan olayların analizi ve tarihi kronolojisi bu planların bir kısmının başarılı olduğunu göstermektedir.

20. yüzyılın başlarında Güney Kafkasya’da yaşanan süreçin mantıksal sonucu şunu göstermektedir: Sovyet hükümetinin kurulduğu sırada Azerbaycan topraklarının büyük bir kısmı Ermenilerin kontrolüne geçmişti. Tarihi kaynaklarda Ermenistan devletinin olmadığı açık şekilde gösterilmiştir. Bazı büyük ülkelerin çıkarları Güney Kafkasya’da Ermeni devletinin kurulmasını gerektirmiştir. Bunun en ağır bedelini Azerbaycan halkı ödemiştir. 1920 yılı sonlarında Ermenistan’da Sovyet yönetimi kurulduktan sonra Ermeniler yüzyıllar boyu hayalini kurdukları Ermeni devletini kurmak ve komşularına karşı toprak iddiasında bulunmak için girişimlere başlamışlardır. 70 senelik Sovyet yönetimi döneminde Azerbaycan toprakları sayesinde sınırlarını genişletmiş Ermenilerin bu yöndeki iddiaları gittikçe artmıştır.

Bir zamanlar nüfusunun neredeyse tümü Azerbaycanlılardan oluşan Batı Azerbaycan eyaletlerinde – Zengibasar, Zengezur, Göyçe, Ağbaba, Dereçiçek, Sisyan, Kapan, Gemerli, Karakoyunlu, Kırkbulag, Şerur, Sürmeli, Seyidli, Serdarabad, Abaran, Gernibasar ve başka yurtlarımızda bugün tek bir Azerbaycanlı kalmasa da, tarihin hafızasına o vilayetler eski Azerbaycan yurtları olarak geçmektedir.

Geçen yüzyılın 60’lı yıllarının sonu, 70’li yılların başında Dağlık Karabağ Özerk Vilayetinin Ermenistan SSC’ye birleştirilmesi konusu hatta Kremlin’de ve Politbüroda tartışılmıştır. Güvendikleri bazı çevrelerin yardımıyla Ermeniler Azerbaycan topraklarını Ermenistan’a bağlamak çabalarını sürdürmüşlerdir. 1969 yılı mayıs ayında Gazah ve birkaç diğer bölgedeki bazı köylerin Ermenistan’a birleştirilmesi hususunda Ermenistan parlamentosu karar kabul etmiştir. Bu karar SSCB Yüksek Sovyeti tarafından da onaylanmıştır. Fakat Haydar Aliyev’in Azerbaycan SSC Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri seçilmesi bu kararın uygulanmasını durdurmuştur. SSCB gibi büyük bir devlette yasama organın kararını uygulamamanın ne anlama geldiğini idrak etmek zor değildir. Fakat Haydar Aliyev kendi halkının ulusal çıkarları için bu risk göz önüne alarak Azerbaycan topraklarının Ermenistan’a birleştirilmesini önlemiştir. Buna rağmen, 1986 yılında Azerbaycan yönetiminin ilgisizliği sonucunda bu kararda öngörülen bazı bölgeler Ermenistan’a katılmıştır.

1977 yılında Sovyetler Birliği’nin yeni Anayasasını hazırlayan komisyon Dağlık Karabağ Özerk Bölgesinin Azerbaycan SSC’den alıonarak Ermenistan SSC’ye birleştirilmesini önermiştir. Anayasa Komisyonunda ülkesini temsil eden Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Haydar Aliyev’in sert tepkisi ve karşı koyması sonucunda bu öneri geri çevrilmiştir.

1985 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkezi Komitesinin Genel Sekreteri Genel Sekreteri görevine seçilen Mihail Gorbaçov bu sinsi planın uygulanması için  elinden geleni yapmıştır. M. Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle Ermeniler ülke yönetiminin tepesinde duran bu zatın şahsında siyasi dost edinmek ve bu fırsattan  yararlanmaya çalışıyorlardı. 1988 yılında Ermeniler  Azerbaycan’a karşıtı politikalarını uygulamaya başlamışlardır. Karabağ’da iki Azerbaycanlının katledilmesi, Tophane ormanının kesilmesiyle alevlenen ve sonradan askeri operasyonlar şeklinde sürdürülen çatışma sorunun ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Olaylar o kadar hızla gelişmekteydi ki Azerbaycan halkı ne Ermenilerin pırlanta “hediye” karşılığında Gorbaçov’un olaylara biganeliğini ne de olayların ülke yönetiminin kontrolünden çıkmasını ve iktidarın itinasız ve acemice politikasını anlamaya fırsat bulabildiler.

Olayların coğrafyası ise her geçen gün genişliyordu. 1989 yılında Ermenistan SSC Yüksek Sovyeti Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a ülkeye katılması konusunda ve yasal dayanaktan yoksun bir karar almıştır. Bu gelişme Azerbaycan topraklarının Ermenistan’a ilhak edilmesi anlamına geliyordu. Ermeniler artık mücadele taktiğini askeri saldırılara dönüştürmüşlerdi ve bu açıdan Azerbaycan’daki halk protestoları olayların mecrasını değişmek iktidarında değildir.

Şüphesiz, Ermenilerin işgal politikası uygulamasında dış güçlerin de rolü az değildir. O dönemde SSCB yönetiminin ermenilere sağladığı destek ve çabalar daha kabarık şekilde hissedilmekteydi. 1990 yılında Sovyet Ordusunun Bakü’yü işgali bunu bir daha doğrulamıştır. Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a ilhak edilmesine karşı düzenlenen halk gösterileri Sovyet tankları tarafından bastırıldı.

1990 yazında Haydar Aliyev Nahçıvan’a geldi. Nahçivan’da durum daha vahimdi. Ağır ekonomik sorunlarla başbaşa kalmış Nahçıvanlılar bu olayın büyük kırılma noktası olacağına inanıyorlardı. Kısa sürede ve kısıtlı imkanlarla Haydar Aliyev Nahçıvan’da ciddi değişiklikler yapmayı başardı. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Sovyetine milletvekili olarak seçildikten hemen sonra onun önerisiyle özerk cumhuriyetin adındaki Sovyet Sosyalist ifadesi kaldırıldı. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin üç renkli bayrağı devlet sembolü olarak kabul edildi. 3 Eylül 1991 yılında Nahçivan Yüksek Meclisi Haydar Aliyev’i başkan seçti. Özerk Cumhuriyetin yeni başkanı olarak Haydar Aliyev ekonomik sorunların çözümüne çalışırken Ermenistan sınırında yaşanan kanlı savaşları durdurmayı da başardı.

1992 yılından başlayarak Ermeni silahlı birliklerinin Azerbaycan topraklarında yaptığı askeri operasyonların coğrafyası daha da genişledi ve bölgeler biri ardınca işgal edildi. 1992 yılında Hocalı’da yapılan korkunç soykırım Ermeni vahşetinin boyutlarını açık şekilde ortaya koydu. Rusya’nın 366. Motorize alayının desteği ile gerçekleştirilen soykırımda 613 Azerbaycanlı katledildi. Hocalı katliamında öldürülenlerden 63’ü çocuk, 106’sı kadın idi. 487 kişi sakat bırakılmış, 1275 kişi esir alınmıştır. Onların büyük bir kısmı yaşlılar, kadınlar ve çocuklar idi. Sekiz aile ise tamamen yok edilmiştir. Hocalı Ermenilerin Azerbaycanlılara karşı yüzyıllardır süregen düşmanlığın belirgin örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

2 Nisan 1993 yılında Ermeniler Kelbecer’i işgal ettiler. 6 Nisan da BM Güvenlik Konseyi başkanı Azerbaycan’ın Kelbecer ilçesi Ermeni silahlı birlikleri tarafından işgalini kınayarak bu toprakların hemen boşaltılmasını ve ordunun oradan çıkarılmasını gerektiği konusunda bir beyanla konuşma yaptı. Ermenistan ise Azerbaycan’a karşı savaşı sürdürerek 7 Temmuz’da Ağdere’yi işgal etdilet. Bundan sonra Ermeniler 1993 yılının temmuz – ekim ayları arasında Ağdam (23 Temmuz), Fuzuli (23 Ağustos), Cebrail (23 Ağustos), Kelbecer (31 Temmuz) ve Zengilan (29 Ekim) gibi Karabağ çevresindeki ilçeleri işgal ettiler. Böylece, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesi (Şuşa, Hankendi, Hocalı, Hocavend, Ağdere) çevresinde işgal altındaki bölgelerin sayı 7’ye (Laçın, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Cebrail, Kelbecer, Zengilan) yükseldi.

Ermenistan işgalcilerine karşı mücadelede Azerbaycan’ın askeri-ekonomik ve insan güçlerinin seferber edilmesine büyük ihtiyaç vardı. Bu amaçla yeni  iktidara  gelmiş Haydar Aliyev 2 Kasımda televizyon ve radyo ile halka seslendi, ciddi askeri önlemler alındı. Bu gelişme Azerbaycan halkının işgalcilere karşı mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. 1993 yılının kasım ayı ortalarında Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin Beylegan’a saldırısı durduruldu.

Azerbaycan ordusunun başarılı operasyonları sonucu 5 Ocak 1994 yılında Fuzuli ilçesinde stratejik açıdan önemli Horadiz kasabası ve 22 köy düşmandan geri alındı. Bunun ardından Ağdam, Fuzuli ve Cebrail bölgesi topraklarının bir bölümü, Kelbecer ilçesinde Bozlu, Tekegaya, Babaşlar, Kanlıkend, Çepli, Susuzluk, Gasımbinesi, Yanşagbine, Yanşak, Bağırsak, Gamışlı, Bağırlı yerleşim birimleri de düşmandan geri alındı. Çiçekli Dağı vd. stratejik yükseklikler ele geçirildi, Kelbecer – Laçın yolunun tünele kadarki kısmı kontrol altına alındı. Azerbaycan Cumhuriyeti böyle bir ortamda 8 Mayıs 1994 yılında Bişkek protokolünü imzaladı. Azerbaycan’ın düşman üzerinde askeri başarıları sayesinde mayıs ayının 12’sinde ateşkes imzalandı.

Ermeni saldırıları sonucunda Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini kaybetti. Savaşta yaklaşık 20.000 insan hayatını kaybetti,50.000 kişi yaralandı veya sakat bırakıldı, milyondan fazla insan kendi toprağından mahrum oldu, zorunlu mülteci durumuna düştü, 5000 kişi kayboldu. Ayrıca, savaş ve toprakların işgali sonucunda Azerbaycan büyük sosyoekonomik zarara uğradı. Doğrudan ve dolaylı kayıpların toplam miktarı 60 milyar ABD Dolarıdır.

Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarında Ermenistan silahlı kuvvetlerinin 316 tankı, 324 piyade zırhlı araçları, 322 top, 50.000 bin askeri yerleştirildi.

1995 yılına kadar uluslararası kuruluşların Dağlık Karabağ’la ilgili bir çok açıklamaları oldu. BM Güvenlik Konseyi 822. (30.04.1993), 853. (29.07.1993), 874 (14.10.1993) ve 884. (11.11.1993) kararları kabul etmiş ve Ermenistan’dan bu kararlara uyarak kayıtsız şartsız tüm askerini işgal edilmiş Azerbaycan topraklarından çıkarmasını talep etmiş ve bugün de talep etmektedir. Fakat BM Güvenlik Konseyi’nin tüm bu kararlarına rağmen, Ermenistan eskisi gibi Azerbaycan topraklarını işgal altında tutmaktadır ve bu toprakları etkin şekilde meskunlaştırmaktadır. Böylece uluslararası toplumun iradesini de önemsememektedir.

1997 yılı Ocak ayından AGİT Bakanlar Konseyi 24 Mart 1992 yılında Helsinki’de düzenlenen toplantısında AGİT Minsk Grubu kurulmuştur. Azerbaycan, Ermenistan, Rusya Federasyonu, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Polonya, Almanya, Türkiye, Belarus, Finlandiya ve İsveç grubun üyeleridir. 1996 yılının Aralık ayında eşbaşkanlardan oluşan yeni format uygulandı. Minsk Grubu sorunun barışçıl yolla çözümü için bugüne kadar çeşitli öneriler hazırlamıştır. Ama Ermenistan tarafı kasıtlı olarak süreci uzatmaya çalışmaktadır.

AGİT-in Minsk qrubu

atet

30 Ocak 1992 yıl tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  üyesi  seçildi ve aynı yılın Temmuz ayının 8 `de AGİT`nin Helsink`te düzenlenen toplantısında  onun belgelerini imzaladı.  1992 yılının Şubat ayından Ermenistan-Azerbaycan, Yukarı Karabağ Savaşı bu örgütün ilgi odağına dönüştü. Şubat  ayının ortalarında AGİT`nın karşısında duran başlıca görevi  Azerbaycan oldu. 27-28 Şubat`ta  AGİT Yüksek Görevli Kişilerin Kurulu (YGKK)`nun Praga`da düzenlenen 7.Toplantısında  savaş bölgesinde  olan  missiyanın sözcüsü dinlenildi. Yukarı Karabağ`ın Azerbaycan Cumhuriyeti toprağı olduğunu onaylayan belgede  sınırların değiştirilmemesı şartıyla sorunun  barış yolu ile çözülmesi için çağırış bu belgede yerini bulmuştur.

AGİT`nın YGKK tarafından 13-14 Mart ayında Helsinki`de düzenlenen 8.Toplantısında  savaşın devam etdirilmesi ve sorunun barış yolu ile  ve politik yöntemlerle çözülmesi konuları görüşüldü. Toplantı sonrası  AGİT`nın YGKK başkanı Yan Kabuşin (Çehoslavakiya) başkanlığı ile  Martın 19-23`de ikinci kez  savaşın gittiği araziye sefer etti. Yukarı Karabağ, Bakü ve Yerevan`da olan  temsilciliğin  amacı Karabağ`ta ateşi durdurmak, AGİT  gözetimcilerinin savaş bölgesinde yerleştirilmesi olanaklarını araştırmak  idi.

23-24 Mart 1992 yıl tarihleri arasında Helsinki`de AGİT çerçevesinde en geç zamanda  Yukarı Karabağ`la ilgili barış toplantısının düzenlenmesi konusunda  her türlü ortamın  sağlanması için muracaatta bulundular. AGİT Dışişleri Bakanlığı Kurulu tarafından Mart ayının 24`de düzenlenen I Ek Toplantısı`nda  Yukarı Karabağ`taki durum görüşüldü. AGİT Bakanlar Kurulu YGKK`nun garantisine dayanarak  savaşın barış yolu ile çözülmesi hakkında karar verildi.

Bakanlar Minsk`te düzenlenecek  toplantının ABD, Rusya, Türkiye, Fransa, Almanya, İtalya, İsveç, Çehoslavakiya (sonralar yerini Macaristan`a devretti), Beyaz Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan temsilcilerinin katılımcılığı ile  düzenlenmesi konusunda anlaştılar.

01 Mayıs 1992 yıl tarihinde AGİT YGKK`nnu Helsink`te düzenlenen 10.toplantısında Yukarı Karabağ`la ilgili toplantının düzenlenmesi, toplantıların düzenlenme şartları, başkanın yetkileri ve d. hakkında YGK`rin  kararı kabul edildi. Minsk Toplantısı`nın  düzenlenmesi için organize edilen Minsk Grubu savaşın dengelenmesi yönünde işler görmeli, munaakaşa çözüldükten sonra sorunun hallinde tarafsız, bölgede ilgili devlet olmadığını göz önüne alarak Beyaz Rusya`nın başkenti Minsk`te  toplantı üyesi olan  devletler katılmalı ve Nihai Beleg`yi imzalamalı idiler. 1994 yılının Aralık ayında düzenlenen Budapeşt Toplantıısnda Minsk Konferansı ve Minsk Grubu`nda eşbaşkanlık enstitüsü açıldı. Karar göre eşbaşkanlık görevini Rusya ve Finlandiya üstlendi. 1997 yılının Ocak ayında Mins Konferansı ve Mins Grubu`nda üç taraflı eşbaşkanlık açıldı ve şuan ABD, Rusya ve Fransa eşbaşkanlık görevlerini yerine getirirler.

Ateşkesin sağlanması

ateshkes

Azerbaycan`ın merhum cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ülkede istikrarın sağlamlaştırılması, tüm alanlarda gelişimin hızlandırılması için ateşkes anlaşmasının imzalanmasının önemi ileri çekti ve bu yönde ciddi çabalar göstermeye başladı. Nihayet, devlet başkanının yoğun çabası sonucu 12 mayıs 1994 yılında ateşkes anlaşması imzalandı. Nihayet, onun yoğun gayreti sonucunda 12 mayın 1994 yılında mütarekename sözleşmesi imzalandı.

Mütarekename`nin kısa tarihi

4 mayıs 1994 yılında Kırgizistan`ın başkenti Bişkek`de BDB Parlamentolararası Kurulu toplantısı kapsamında Karabağ olayında mütarekenameye ilişkin görüşmeler başlandı. Rusya`nın aracılığıyla yürütülen görüşlerde Azerbaycan`ı spiker yardımcısı Afiyeddin Celilov, Ermenistan`ı parlamento başkanı Babken Ararksyan temsil etmiştir. Minsk grubunun rusyalı temsilcisi Vladimir Kazimirov tarafından yapılan mütarekename dosyasında Dağlık Karabağ`ın ermeni toplumu ayrı taraf gibi kaydedilmiştir. Bu nedenle de doğal olarak Azerbaycan tarafı onu imzalamayı iptal etmiştir.

8 mayıs 1994 yılında Rusya`nın AGİT`in Minsk grubundakı temsilcisi  Vladimir Kazimirov`un Bakü`ye getirdiği “Bişkek protokolu” Azerbaycan tarafından imzalanmıştır.

12 mayıs 1994 yılında Ermenistan`la Azerbaycan arasında mütarekename sözleşmesi “Bişkek protokolu” yürürlüğe girmiştir. Dosyada Ermenistan ve Azerbaycan`ın parlamento başkanları, aynı zamanda Dağlık Karabağ`ın ermeni ve azeri toplumunun başkanları imzalamışlardı.

Azerbaycan tarafı dosyaya iki ek imza yapmıştır.

Protokol`un 5.paragrafında “tutulmuş dilekçeler” kelimesi “işgal edilmiş dilekçeler” ile değiştirilmiş ve mütarekeden sonra cephede yerleştirilecek gözlemcilerin ise “Uluslararası gözlemciler  misyonu” olması kaydedilmiştir.

Dosya gereğince, taraflar tez bir zaman içerisinde uluslararası aracılık sonucunda “Büyük barış sözleşmesi” imzalamaları gerekiyordu.

Esir ve rehine alınmış Azerilerin kaderi

esirgirov

Binlerce masum Azeri’nin esir ve rehin alınması, işkencelere maruz kalması, katledilmesi ve ve diğer insanlık dışı muameleyle yüzleşmesi Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı askeri tecavüzünün en korkunç ve kanlı sayfalarının bir parçasıdır.

Türlü kurumlar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda Karabağ sorununun başladığı dönemden Ermeniler tarafından esir ve rehin alınmış binlerce Azerinin etnik kökenine göre korkunç şiddete maruz kaldığına rastlanmıştır.

Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Bakanlığı`na bağlı Esir ve Kayıp, Rehinlerle İlgili Devlet Komisyonu Çalışma Grubu tarafından yapılan araştırmada kayıp ve rehin alınmış kişilerin sayısının 2007 yılı içinde 4354 kişi olduğunu tespit etmiştir. Bunlardan 3504 kişi asker, 841 kişi sivil kişilerdir. Sadece 9 kişinin asker veya sivil olduğu bilinmemektedir. Sivil kişilerden 47`si çocuk (16 kişi reşit olmayan kız), 268 kişiyi kadın, 371 kişiyi yaşlılardır. Devlet Komisyonu’na dahil olan malzemelerin analizi sırasında 550 kişinin esir ve rehin sırasında katledildiği veya çeşitli nedenlerden vefat ettiği tespit edilmiştir. Bunlardan 104 ‘ü kadın, 446-ı erkektir. 137 kişinin sadece adı bilinmektedir, 74 kişi ise belirsiz kişilerdir.

2008 yılı içinde Uluslararası Kızıl Haç Komitesi aracılığıyla yapılan araştırmalar sonucunda esir ve rehin alınmış Azerilerden daha 170`nin kaderiyle ilgili bilgiler açıklanmıştır. Onların şu anda sağ olduğu görülmüştür. Sonraki yıllarda da bu listede yer alan kişilerin daha bir kısmının kaderi tespit edilmiştir.

esirgirov1

2012 yılına olan resmi bilgiler gereğince esir, kayıp ve rehin düşmüş kişilerin sayısı 4030 kişi olmuştur. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi (UKHK) ise Karabağ Savaşı sırasında 4600 kişiyi kayıp kişiler gibi kaydetmiş. Aynı kişilerin 3700 ‘e yakını Azeridir. UKHK 2012 yılından itibaren kayıp kişilerin kaderinin belirlenmesi için Azerbaycan ve Ermenistan’la birlikte yeni programın uygulanmasının başladı. Bu programa göre kayıp kişilerin aranması onların akrabalarından alınan DNA örnekleri gereğince yapılacaktır.

Esir ve kayıp Azerilerin sayısı konusunda Azerbaycan tarafından sunulan belgeler uluslararası kuruluşlarda da tespit edilmiştir. BMT İnsan Hakları Konseyi’nin 2008 Şubat’ında düzenlenen 7. oturumunda silahlı çatışmalar sırasında kayıp düşmüş azerilerin sorunu ile ilgili Azerbaycan heyetinin önerdiği karar tasarısı 38 ülkenin oybirliğiyle kabul edilmiştir. Kararda Karabağ sorunu taraflarının kayıp kişilerin kaderini belirlemek için Uluslararası Kızıl Haç Komitesi (UKHK) ile kapsamlı şekilde işbirliği yapması konusunda çağrısı yer almıştır. Ancak Ermeni tarafı bu çağrıya uymamıştır. Ayrıca Ermenistan ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarında esir ve rehinelerin gizli kamplarda köle gibi tutulmalarına ilişkin bilgilerin incelenmesine yardım etmemiştir. Sağ kalan esirler ve rehineler konusunda bilgilerin incelenmesi ile ilgili Uluslararası Kızıl Haç Komitesi ile işbirliği önerse de, saldırgan taraf defalarca bundan vazgeçmiştir..

Esir ve Kayıp, Rehinlerle İlgili Devlet Komisyonu`nda birikmiş olgular Ermenistan’da esir olan Azerbaycan vatandaşlarına karşı ilgili uluslararası hukuk normlarını çiğnediğini, aynı zamanda “Savaş Kurbanlarının Korunmasına Dair» 1949 tarihli Cenevre Anlaşması`nın yaşam veya kimliğe kastetmek, herhangi bir ortamda öldürmek, sakatlamak, acımasızca muamele veya işkence yapmak, insan onuruna dokunmak gibi taleplerini kaba şekilde ihlal ettiğini kanıtlıyor.

esirgirov2

Ermenilerin Azeri esir ve rehinlerle daranış gerçeklerinden:

– Ermeni silahlı birlikleri Hocavend ilçesinin işgal sırasında (17.02.1992) Garadağlı köyünden rehin aldıkları 117 kişiden 80’e yakınını yerinde kurşuna dizmişler. Bu konuda köy sakinleri Seyyur Hanlar oğlu Nağıyev, Şahruz Emirhan oğlu Aliyev ve diğerleri tanıklık yapıyorlar.

– Hocavend ilçesi Garadağlı köyü sakini Hakikat Yusuf kızı Hüseynova Ermenilerin 1992 Şubat’ında 10 kişi köylüsünü canlı-canlı yakmalarına tanık olmuş.

– İmaret Memişova`nın ifadesine göre, o, Kelbecer ilçesinin işgal sırasında iki küçük  çocuğu ile rehin alınmış. İmaret Memişova`nın gözleri önünde Ermeniler sekiz sivil kişiyi, aynı zamanda, onun sekiz yaşındaki oğlu Taleh`i kurşuna dizmiş ve cesetleri yakmışlar. Bundan sonra Ermeniler onun kendisini, 10 yaşındaki oğlu Yadigar`ı, diğer kadın, çocuk ve yaşlıların Hankendi’ne götürerek korkunç işkencelere maruz bırakmıştır.

-Ermeni tutsaklığından 1994 yılında serbest bırakılmış Ahmedovlar ailesinin söylediğine göre, 17 Ağustos 1993 tarihinde Ermeniler Füzuli ilçesi Gacar köyünün 25`e kadar sakinini onların gözleri önünde kurşuna dizmişler.

-Ermeni tutsaklığında olmuş Hasan Mecid oğlu Hüseynov 1993’te Horadiz-Füzuli yolunda 40 kadar sivillerin Ermeniler tarafından öldürüldüğünü belirtiyor.

-Tutsaklıkdan geri dönmüş Niyaz Balay oğlu Zeynalov Ermenilerin rehin aldıkları Şuşa ilçesi Guşçular köyü sakinleri 1910 doğumlu Seriyye Tağı kızı Zeynalova`yı, 1920 doğumlu Yegane Dadaş kızı Medetova`yı ve Mövsüm Abdülrahim oğlu Ahmedov`u 11 Şubat 1992 tarihinde canlı canlı yakarak katletmişler.

– 61 yaşındaki eski rehine Budag Ali oğlu Alışanov Ermeni tutsaklığında 5 Azeri’nin Drmbon köyünde (Dağlık Karabağ) ağır fiziksel işlerde köle gibi çalıştırılarak öldürüldüğüne tanık olmuştur.

-Esirlikten alınmış İsrayil Sarif oğlu İsmayılov Ermeniler rehin aldıkları üç Azeri’nin başını Ermeni kabri üstünde kestiklerini bir kez onaylıyor

– Laçin ilçesi sakini Semaye Kerimova 2 yaşındaki kızı Nurlane`ye ve kendisine verilen işkencelere katlanamayıp Ermeni esirliğinde intihar etmiştir.

– 1973 doğumlu İlham Nesirov esirlikte uzun süre aç susuz tutulduğu için 23 Kasım 1993 tarihinde Erivan askeri hospitalında vefat etmiştir.

-Adli tıp bilirkişileri tarafından Ermeni esirliğinde ölmüş 20 yaşındaki Ferhad Rahman oğlu Atakişiyev`in cesedinin kalıntılarının incelenmesi sonunda onun düzenli dayaklar ve ağır işkenceler sonucunda öldüğünü kanıtlamışlar.

-Yardımlı ilçesi sakini Haydar Haydarov Şuşa hapishanesinde Ermeniler tarafından verilmiş düzenli işkenceler sonucu ölmüştür. (24.12.1994) Bu konuda eski esirler Hebib Aliyev, Evez Muhtarov, Ebülfet Gasımov ve diğerleri tanıklık ediyorlar.

– Ermeni esirliğinde olan Hocalı sakini Faig Şahmalı oğlu Alimemmedov Gence şehrinin adını “Kirovabad” gibi demediği  için, Ermeni askeri tarafından kurşuna dizilmiş. Bu konuda Zülfi İbrahim oğlu Memmedov, Memmed Cümşüd oğlu Memmedov ve diğerleri tanıklık ediyorlar.

Karabağ’da Azeri sivil nüfusa karşı özel acımasızlığı ile farklılık arzeden “Arabo” Ermeni taburu komutanı, ASALA Ermeni terör örgütünün liderlerinden biri olmuş Monte Melkonyan`ın kardeşi Markar Melkonyan da ABD’de yazdığı “Benim kardeşimin yolu” (“My Brother ‘s Road”) kitabında Ermenilerin Garadağlı köyü sakinleri olan Azeri rehineleri nasıl öldürdüğünü tarif etmiştir. Kitaptan alıntı: “Aramo ve Arabo`nun askerleri 38 kişi esiri gösterdiler, onların içerisinde kadınlar da vardı, onlar köyden uzakta derenin içerisindeyiler. Aramo ve Arabo`nun askerleri esirlerden öldürülmüş arkadaşlarının intikamını almak istiyorlardı, bundan sonra onlar esirleri bıçaklamağa ve otomatik tüfekle kurşuna dizmeye başladılar. Çapıglı Edo da onlara katıldı. O, bir kaç yaralı askerin üstüne benzin dökerek onları ateşe verdi. Monte köyden uzakta bulunan bu dereye geldiğinde orada sadece bir yığın insan kalıntıları vardı “. Aynı kitapta Azeri esirin başının Erivan’da Ermeni kabri üstünde nasıl kesildiği de tasvir edilmiştir.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a askeri saldırı sırasında sivillerin topluca katledilmesine, Ermenistan’da ve işgal edilmiş Azerbaycan topraklarında esir tutulan Azerbaycan vatandaşlarının korkunç işkenceler ve manevi baskılarla karşılaşmalarına, insanların onurunu düzenli aşağılamakla kendilerine kastetmeleri derecesine iletilmesine, soğukkanlılıkla katledilmesine veya verilmiş işkenceler sonucu vefat etmesine ilişkin gerçekler sonsuzdur. Bu gerçekler bir kez esir ve rehin alınmış Azerilerin toplu katliamın kurbanı olduğunu, sıradan insan haklarından mahrum bırakıldıklarını açıkça gösteriyor.

İşgal altındaki topraklarda yasadışı yerleşim

meskunlasmaErmənistan atəşkəsin əldə olunması və hərbi əməliyyatların dayandırılmasından sonra işğal etdiyi Azərbaycan ərazilərində-Dağlıq Qarabağda və ona bitişik ətraf rayonlarda demoqrafik strukturu süni şəkildə dəyişdirmək siyasətini həyata keçirməyə başlayıb. Bu məqsədlə işğal altındakı ərazilərdə ermənilərin qanunsuz məskunlaşdırılması həyata keçirilib və proses indi də davam etməkdədir. Müxtəlif mənbələrdən, o cümlədən Ermənistan mənbələrindən və ATƏT missiyasının hesabatlarından təsdiqlənən məlumatlara görə ötən əsrin 90-cı illərinin ortalarından başlayaraq 2012-ci ilə qədər Dağlıq Qarabağa və işğal altındakı digər ərazilərə 25-27 min erməni köçürülüb. Bu köçürülmə siyasəti Ermənistan hökuməti, xaricdəki erməni diasporu tərəfindən dəstəklənib və maliyyələşdirilib. İşğal altındakı ərazilərdə məskunlaşdırmanın həyata keçirilməsi Ermənistanın da 1993-cü ildə qoşulduğu 12 avqust 1949-cu il tarixli Mülki Əhalinin Müharibə Zamanı Müdafiəsinə aid Dördüncü Cenevrə Konvensiyası və ona əlavə Protokollara ziddir.

Qanunsuz məskunlaşdırma 90-cı illərin ortalarında kütləvi xarakter alıb
Qanunsuz məskunlaşdırma prosesi ötən əsrin 90-cı illərinin ortalarında xüsusilə geniş vüsət alıb. Ermənistan hökuməti vaxtilə Bakıdan və Azərbaycanın digər yerlərindən köçüb gedən ermənilərin bir hissəsini işğal altındakı ərazilərə köçürüb, habelə Yaxın Şərq ölkələrindən və digər xarici ölkələrindən ermənilərin bu ərazilərə köçürülməsinə dair xüsusi proqram həyata keçirilib. Ermənistanın keçmiş prezidenti Levon Ter-Petrosyanın müşaviri Levon Zurabyanın bildirdiyinə görə, 1998-ci ilə qədər təkcə Laçın rayonu ərazisində məskunlaşdırılan ermənilərin sayı 15 mindən çox olub. Ermənistan hökuməti Dağlıq Qarabağda və işğal altında olan digər Azərbaycan ərazilərində məskunlaşan erməni ailələrinə birdəfəlik maddi yardım göstərib, onları mal-qara ilə təmin edib. Ermənistan büdcəsindən işğal altındakı ərazilərdə aparılan məskunlaşmanı dəstəkləmək üçün hər il xüsusi maliyyə ayrılıb.

Rəsmi Bakının etirazları və ilk beynəlxalq missiya
2004-cü ildən etibarən “Azərbaycanın işğal olunmuş ərazilərində vəziyyət” adlı qətnamə layihələri bir neçə dəfə BMT Baş Assambleyasının illik sessiyalarının gündəliyinə daxil edilib. 2004-cü ildə Azərbaycanın ilk dəfə BMT Baş Assambleyasında işğal altındakı ərazilərdəki qanunsuz məskunlaşdırma, qeyri-qanuni iqtisadi fəaliyyət, tarix-mədəniyyət abidələrinin dağıdılması və digər fəaliyyətlər barədə məsələni müzakirəyə çıxarmasından sonra münaqişənin nizamlanmasına dair vasitəçilik missiyasını üzərinə götürən ATƏT-in Minsk Qrupu bu məsələləri araşdırmaq üçün xüsusi missiya yaradıb. Missiyanın təşkili BMT Baş Assambleyasının həmin il keçirilən 59-cu sessiyasının gündəliyinin “Azərbaycanın işğal olunmuş ərazilərində vəziyyət” barədə 163-cü bəndinin müzakirəsi çərçivəsində həyata keçirilib.

ATƏT-İN 2005-ci ildəki faktaraşdırıcı missiyasının tərkibi
ATƏT-in Minsk Qrupunun Ermənistan və Azərbaycan Xarici İşlər Nazirlərinin razılaşması əsasında yaradılmış Faktaraşdırıcı Missiyasının (OSCE Minsk Group Fact-Finding Mission ) tərkibinə Minsk Qrupuna həmsədrlik edən ölkələrin-ABŞ, Fransa və Rusiyanın, habelə Minsk Qrupuna daxil olan ölkələrdən Almaniya, İtaliya, Finlandiya və İsveçdən olan ekspertlər daxil edilib. Missiyada həmçinin ATƏT sədrinin fəaliyyətdə olan şəxsi nümayəndəsi Anjey Kasprşik və ATƏT Katibliyinin nümayəndələri də iştirak edib. ATƏT-in Minsk Qrupunun Faktaraşdırıcı Missiyası 2005-ci il 31 yanvardan 6 fevraladək Azərbaycanın Dağlıq Qarabağ ətrafındakı 7 işğal olunmuş rayonunda müşahidələr aparıb. Missiya 2005-ci ilin martında işğal altındakı Azərbaycan ərazilərindəki vəziyyətə dair hazırladığı hesabatı ATƏT-in Vyandakı katibliyinə, həmçinin münaqişə tərəflərinə təqdim edib.

Missiya qanunsuz məskunlaşdırmanın kütləvi xarakter daşıdığını təsdiq edib
ATƏT-in Faktaraşdırıcı Missiyasının həmin hesabatında Ermənistanın işğal altındakı ərazilərdə qanunsuz məskunlaşdırma həyata keçirdiyi barədə Azərbaycanın neçə vaxtdır ifadə etdiyi narahatlıqlarını təsdiqləyib. Missiya işğal altındakı ərazilərdə məskunlaşdırılan ermənilərin sayını vizual qiymətləndirmə yolu ilə müəyyən edib və ortaya çıxan rəqəmlər Azərbaycanın daha əvvəl açıqladığı rəqəmlərə xeyli yaxın olub. Missiya müəyyən edib ki, işğal altındakı ərazilərdə məskunlaşdırılan ermənilərin sayı 17 mindən çoxdur. Həmin missiyanın araşdırmasından əvvəl Azərbaycan bu rəqəmin 20-23 min arasında olduğunu bəyan etmişdi. ATƏT-in Faktaraşdırıcı Missiyası həmin hesabatında təkcə Laçın rayonu ərazisində 8-11 min erməninin yerləşdirildiyini müəyyən edib. Azərbaycanın məlumatlarına görə isə bu rəqəm 13 mindən artıqdır. Azərbaycan XİN bəyan edib ki, Laçın rayonunda əhalinin mütəşəkkil surətdə yerləşdirilməsinin missiya tərəfindən təsdiq olunması xüsusi narahatlıq doğurur. Belə ki, əvvəllər burada ümumiyyətlə ermənilər yaşamayıb.
Azərbaycan XİN bəyan edib ki, ATƏT missiyasının regiona göndərilməsi BMT Baş Assambleyasının prinsipial mövqeyi sayəsində mümkün olub. Bəyanatda qeyd olunub ki, bu missiya Azərbaycan ərazilərinin işğal olunduğu və BMT Təhlükəsizlik Şurasının Ermənistanla Azərbaycan arasında münaqişəyə dair müvafiq qətnamələr qəbul etdiyi vaxtdan bəri ilk dəfə həyata keçirilib. Minsk Qrupu həmsədrləri Faktaraşdırıcı Missiyanın hesabatı ilə yanaşı məktub da yayıblar. Məktubda həmsədrlər işğal olunan torpaqlarda ermənilərin məskunlaşdırılması prosesinin dayandırılması, regionun demoqrafik strukturunda dəyişikliklərə son qoymaq tələbləri ilə çıxış ediblər və donor ölkələri məskunlaşmış əhalinin Ermənistana qaytarılmasına yardım göstərməyə çağırıblar. Həmsədrlər xüsusi vurğulayıblar ki, bu vəziyyətin uzun müddət qalması sülh prosesini ciddi şəkildə mürəkkəbləşdirər.

ATƏT-in 2010-cu il Sahə Qiymətləndirmə Missiyasının təşkili
2010-cu ilin sentyabrında BMT Baş Assambleyasının növbəti illik sessiyası zamanı Azərbaycan növbəti dəfə işğal altındakı ərazilərdəki vəziyyət barədə qətnamə layihəsini müzakirəyə çıxarıb. Layihənin səsvermədən keçməsi şanslarının kifayət qədər yüksək olmasını nəzərə alan Ermənistan işğal altındakı Azərbaycan ərazilərindəki vəziyyəti araşdırmaq üçün ATƏT-in Minsk Qrupu tərəfindən daha geniş mandata malik Sahə Qiymətləndirmə Missiyasının bu ərazilərə səfər etməsinə razılıq verib. Minsk Qrupunun həmin il yaradılmış Sahə Qiymətləndirmə Missiyası Azərbaycanın Dağlıq Qarabağ bölgəsi ətrafında olan işğal edilmiş ərazilərdə ümumi vəziyyətin dəyərləndirilməsi məqsədilə 7-12 oktyabr 2010-cu il tarixlərində həmin ərazilərdə olub.

İkinci beynəlxalq missiya da məskunlaşdırma siyasətinin davam etdiyini təsdiqləyib
Sahə Qiymətləndirmə Missiyası bir daha Azərbaycanın işğal olunmuş ərazilərində ermənilərin məskunlaşdırılma siyasətinin davam etdirildiyini, həmçinin infrastruktur dəyişikliklərin və iqtisadi fəaliyyətin həyata keçirildiyini aşkarlayıb. Əyani qiymətləndirmə və yerli əhali tərəfindən verilmiş məlumatlara əsasən, Azərbaycanın işğal olunmuş yeddi rayonunda qanunsuz şəkildə məskunlaşmış ermənilərin sayı Missiya tərəfindən təqribən 14 min nəfər göstərilib. Bu köçkünlərin bir hissəsi bərpa edilən və ya yenidən inşa edilmiş evlərdə yaşayır.

Erməni mənbələrində yer alan faktlar
Ermənistan mənbələrində, erməni rəsmilərinin açıqlamalarında da işğal altındakı ərazilərdə qanunsuz məskunlaşdırmanı təsdiqləyən faktlara müntəzəm rast gəlinir. Məsələn, 2012-ci ilin aprelində Ermənistanın “Panarmenian” agentliyi qondarma Dağlıq Qarabağ “hökumətinin” üzvü Narine Astçatryana istinadən xəbər yayıb ki, son beş ildə Azərbaycanın işğal altında olan ərazilərinə 600-dən çox erməni ailəsi köçürülüb. Həmin ailələrin əksəriyyətinin qoşunların təmas xətti yaxınlığında məskunlaşdırıldığı bildirilib.
Təkcə 2010-cu ildə Azərbaycanın işğal altındakı Laçın rayonu ərazisində 199 erməni ailəsi (616 nəfər) məskunlaşdırılıb. 2011-ci ilin ilk aylarında isə Laçında daha 50 ailə yerləşdirilib. 2011-ci ilin sonuna qədər isə ümumilikdə Laçın rayonu ərazisində 300 ailənin məskunlaşdırılması planlaşdırılırdı. Dağlıq Qarabağdakı qanunsuz rejimin rəsmiləri deyiblər ki, bu əraziyə köçürülənlərə və daimi məskunlaşmağa razılıq verənlərə güzəştli kreditlər ayrılır, onlar tikinti materialları, həmçinin köçmə və əmlakın daşınması üçün nəqliyyat vasitələri ilə təchiz olunur. Livanda fəaliyyət göstərən «Artsax» fondu tərəfindən Laçında məskunlaşdırılmış erməni ailələrindən hər birinə kənd təsərrüfatı yaratmaq üçün 2700 ABŞ dolları məbləğində güzəştli kredit verilib.

Suriya ermənilərinin Qarabağa köçürülməsi prosesi
2012-ci ildə isə Suriyadakı münaqişə ilə bağlı bu ölkəni tərk edən ermənilərin işğal atındakı Azərbaycan ərazilərində məskunlaşdırılmasına dair fəal kampaniya başlayıb. Ermənistan Nazirlər Kabineti bu məsələni müzakirə etmək üçün xüsusi qapalı iclas keçirib. 2012-ci ilin avqust ayının sonlarına olan məlumatlarına əsasən artıq işğal altındakı Laçın rayonuna 15, Kəlbəcər rayonuna isə 1 suriyalı erməni ailəsi yerləşdirilib.

Beləliklə, Ermənistanın işğal altındakı Azərbaycan ərazilərində demoqrafik strukturu süni şəkildə dəyişmək səyləri Dağlıq Qarabağ münaqişəsinə dair danışıqlar prosesini daha da mürəkkəbləşdirir. Qanunsuz məskunlaşdırmanın təkcə Dağlıq Qarabağın inzibati hüdudları ilə məhdudlaşmayıb işğal altındakı ətraf rayonları da əhatə etməsi Ermənistanın bu ərazilərdə qeyri-qanuni məskunlaşdırma siyasətini bir daha göstərir.